NOTRE DAME’IN KAMBURU

Yaklaşık bir ay boyunca uzun uzadıya okuduğum ve sindire sindire her sayfasının üzerinden geçtiğim, çok derin etki bırakan bir kitap olan ‘Notre Dame’in Kamburu’, ülkemiz için bir hayli değerli olan ve içinde ‘Gurur ve Önyargı’, ‘Romeo ve Juliet’ gibi eserlerin de bulunduğu ‘Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi’nin bir parçasıdır. Romanın yazarı Victor Hugo olup, araştırmalarım üzerine öğrendiğim kadarıyla, sadece bir kitap yazmış olmak ve topluma bazı gerçekleri göstermek amacıyla yazılmış olmayıp bunların yanı sıra çok özel bir amaca daha yönelik yazılmış bir kitaptır. ‘Notre Dame’in Kamburu’ 19. yüzyılda geçmekte olup o dönemlerde yıkılması planlanan ve bunun tek nedeni bakımsızlığı olan güzel katedral Notre Dame’i korumaya çalışmak ve yeniletmek için insanların dikkatini çekmeyi amaç edinerek atılan bir adımdır.

‘Notre Dame’in Kamburu’ benim okuma imkânı bulduğum İş Bankası Yayınlarında yaklaşık 550 sayfa olup gerek olay anlatımları gerekse sayfalarca betimlemelerle okurlarına o dönemi yaşatmak için uygun ortam ve koşulları sağlayan bir kitaptır. Ancak kitapta çok yoğun betimlemeler oluşu, özellikle de kitabın başlarına doğru yapılan, bölümlerce giden şehir ve yer tasvirleri Paris’i çok fazla bilmeyen veya kültür hakkında yeterince bilgi sahibi olmayan bir okuyucu için fazla sıkıcı ve karmaşık olabiliyor. Örneğin iki tane aynı şehirde yaşayan insan düşünün, bu iki kişi birbirleri arasında sizin bilmediğiniz bir bölge hakkında oranın yerlileri olarak konuşurlarsa ve birbirlerine bir yerin tarifini yaparlarsa anlayamazsınız değil mi? İşte kitabın bazı bölümlerinde okurun hissettiği bu olabiliyor. Yine de okura sağladığı kültür bilgisi ve fazladan konulmuş, görüş içeren pencereler de farklı açılardan bakmayı sağlıyor. Ayrıca bu şekilde verdiği üstü yarı kapalı bilgilerle okuyucuya bazı şeyleri görmesini mecbur kılıyor. Örneğin kitabın ilk sayfalarında Paris’te geçen şenlik süresince çalışan insanların şenlik alanına belki gelmiyor olması beklenirken romanda öyle bir yazılıyor ki okuyucu bunun böyle olmadığını, herkesin o anda şenliklerde olduğunu ve işlerini bırakmaya müsait belki de başka bir deyişle vurdumduymaz olduklarını anlatmaya çalışıyor, ki belki de kitabın yazılış amacı düşünüldüğünde bunun çok da mantıklı bir nokta olduğunu ve üzerinde durulmaya değer olduğunu anlamak mümkün.

Victor Hugo, bütün bunları yaparken romanında ve belki de diğer romanlarından da aynı şekilde kullandığı bazı sıra dışı anlatım tarzıyla boy gösteriyor. Örneğin, roman boyunca ve neredeyse her bölümde karşımıza çıkan, yazarın olay anlatımları veya belki betimlemeler sırasında araya girerek okuyucuyla ve kendisiyle konuşur tarzda yazması, günümüze, insanlara ve bazen de zarar görmüş yapılara sitemleri var. Aynı şekilde, anlatım tarzlarını güçlendirmek için kullandığı başka bir yöntem de betimlemelerinde kişilere ve yerlere sanki kodlama yapmış gibi kaleme alıp onu zamanla okuyucu ile arasında sır tutuyormuş gibi, karşısındaki kişinin onun dediklerini anladığını varsayarak anlatması söz konusu. Tabii ki bunu yaparken kullandığı ve sonuna kadar yaşattığı, yorumlarıyla zenginleştirdiği ilahi bakış açısı yer alıyor ve bunu çok baskın bir şekilde tüm roman boyunca devam ettiriyor. Hakim bakış açısına ek olarak, gerek yazarın karakteri olduğunu tahmin ettiğimden gerekse kitabın kurgusu için gerekli olduğundan detaylar ince ince düşünülüp işlenmiş, okuyucuya olay anlatılır, onunla konuşulur gibi yazılmış ve sonrasında kendisiyle konuşur gibi okuyucu bunu anlayabilir veya anlayamaz şeklinde belirtir. Eğer ki yazar okuyucunun bunu anlayamayacağını düşünüyorsa bunu da yazarak bunu daha da detaylı açıklar. Aynı şekilde, bu detaylandırma kişi betimlemelerinde de söz konusu ve bunu yaparken kişinin geçmişinden, karakterinden ve başka akla gelebilecek her özelliğinden bahsederek kişiyi tanıtıyor.

Yazarın, okuyucuyla bu söz konusu konuşmaları sırasında, okuyucu bazı şeyleri daha iyi anlasın diye ‘böyle düşünün, şöyle varsayın, canlandırın’ gibi ifadelere yer veriyor. Aynı şekilde yazar, romanında sürekli kullandığı iki zaman arasında, yani geçmiş ve bugünü arasında yaptığı geliş gidişlerle okuyucunun zaman kavramını daha iyi özümsemesine ve farklılıkları daha iyi anlamasına yardımcı oluyor. Bunların yanı sıra, roman boyunca karakterler herhangi iyi veya kötü bir şey yaptıklarında, okuyucunun bunu anlayışla karşılaması veya tam tersi olumsuz bakması ve yazarın düşündüğü gibi düşünmesini sağlamak için araya girerek bize durumu anlatmaya çalışıyor. Bunu yaparken de ‘Hiçbir şey insana …’ gibi ifadeler kullanıyor. Ayrıca bunu bazen de bizim anlayamayacağımızı veya bize garip geleceğini düşündüğü şeyler için yapıyor.

Victor Hugo, bunların yanı sıra, ileri görüşlülük özelliğini de gözler önüne serdiği Notre Dame’in Kamburu’nda geçmiş ve gününü yoğurarak tahmin ettiği yani başka bir deyişle geleceği gördüğü zamanlar var; ki tahminlerinden bazılarını şu anda da yaşıyoruz. Örneğin; Paris ileride evlerin ortasında kaybolup gidecek derken günümüz için neredeyse 200 yıl önce yapılmış bir nokta atışı yapabiliyordu.

Paris şehrinde geçen bu güzel romanın bazı bölümlerinde yazar öyle bir tasvir yapıyor ki, okuyan kişi heyecanlanıyor ve belki de benim gibi Paris’i görmek hayallerinin içinde buluyor kendisini. Paris betimlemeleri olsun, önemli günler, terimler ve Fransızca’da kullanılan sözcükler ve dahası… Bunların hepsi anlatılırken sözcüğün orijinali kullanılıyor ve gerekiyorsa altına açıklaması yapılıyor ki bu da okuru bilgilendirmek ve aynı zamanda kitabın büyüsünü korumada yardımcı oluyor. Üstelik bunlara ek olarak bu açıklamalar sadece kelimler için kullanılmıyor ve bu ek paragraflar, kültür ve tarih hakkında açıklama yapıp bilgi vermek için de kullanılıyor. Bu paragraf düzeninin güzelliği bununla kalmıyor ve uzun uzun, birçok paragraftan oluşan konuları özetleyen paragraflar, konunun pekiştirilmesini veya arada, bir bölümünü unutmuş bir kişin hatırlamasını sağlıyor.

Yazarın okuyucuyla konuşması, daha önce de belirttiğim gibi roman boyunca devam etmekle birlikte bazen de bu konuşmalar izin alma şeklinde olabiliyor ki bu da roman ayrı bir hava ve hoşluk katarak onu zenginleştiriyor. Romanımızın birbirinden hoş paragrafları sürekli örneklerle ve açıklamalar zengin hale getiriliyor ki bu örneklerden biri de biz Türklerden veriliyor.

Romana genel olarak baktığımızda bu özellikler romanın yapı taşı diyebiliriz ki bu da romanı çok güzel ve okumaya değer sıfatıyla derecelendirmeye elverişli yapmak için yeterli oluyor. Ancak bütün romanın bu güzellikleri küçük de olsa yetersizlik nedeniyle bir hayal kırıklığıyla sonlanıyor. En son sayfalara gelindiğinde ise yazar daha aralarda olan karakterlerin hayatlarının ve son durumunun bir paragraf kısalığında özetini yaparak, uzun paragraflara alışmış ve yazı stiline aşık okur kitlesini hayal kırıklığına uğratıyor. Her ne olursa olsun, kitabın geneline bakıldığındaysa kesinlikle etkileyici ve okumaya değer sıfatının basit kalacağını söylemeden edemeyeceğimi belirtmem gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir