Esinti tarafından yazılmış tüm yazılar

KARANLIĞA HAPSOLMUŞ BAKIŞLAR

KARANLIĞA HAPSOLMUŞ BAKIŞLAR

Bakıyoruz. 

Göz merceklerimiz bütün gece kendisini hazırlamış. Gece uyumuşlarsa şanslılar. Zira çok kapalı kalmaya alışık değiller. Kendilerini serbest bırakmayalı uzun zaman oluyor. Uzun süren mesailer, iş çıkışı yapılan beklenmedik toplantılar ve son anda çıkmış, yarına yetişmesi gereken belgeler. Hayatımızı kaplayan sayfalar dolusu kağıt ve heceler dolusu kelime… 

Bakıyoruz. 

Yeni modeli çıkmasının üzerinden tam bir sene geçmiş bilgisayarımızın ekranı gözümüzü yormuyor artık. Çözümü bulmuşsun. Sabahları daha aydınlık, geceleri parlaklığı en düşükte. Üzerinden belli bir zaman geçiyor. Terfi ediyoruz. Elimize tutuştukları bilgisayara bir de telefon ekleniyor. Hem de en yeni modelinden. Uzun zaman olmuş maaşını biriktireli ama hala alamamışsın. En büyük hediye oluyor sana. Ekranı daha da küçülmüş sanki ama olsun diyorsunuz. Daha hafif, daha kolay taşırım… Sırdaşın olmuş; tüm hayat sırların, tüm bilgin küçük bir kutunun içine hapsolmuş sanki. Artık sabah parlak; akşam karanlık ayarına da gerek yok. Kendiliğinden yapıyor senin için. Güvenin tam ona. O her şeyi yapıyor senin için. Her şeyi…

Bir yıl geçiyor. 

Terfi edilmişsin yine. Telefon da yeter mi? Bu sefer de araba veriyorlar. Sıradan bir araba. Beş koltuk bir bagaj. Ama her şey sığıyor içine. Bütün eşyalarına yer var. Bilgisayarı taşımaya ne gerek var artık. Her şey arabada gidiyor kolayca. Patronun sana teslim ederken araba anahtarını “Artık daha geç kalkabilirsin.” diyor. Çok seviniyor, kabul ediyorsun. Artık daha geç yatabilirim diye geçiriyorsun içinden. Ben zaten gece insanıyım. 

Tam yarım saat geç kalkacak olmanın hayalini kuruyorsun. Boşuna toplu taşımaya gerek yok. İnsanlara gülümseyip gülümsememek ikileminde kalmayacaksın artık. Tek başına müziğini açacaksın yalnızlığınla baş başa. 

Akşam oluyor. 

Artık araban var. Servisi kullananlar az önce çıktı şirketten. Sesini duydun. Eskiden beraber çalıştığın arkadaşlarını düşünüyorsun. Keşke onlar da terfi edilseler de servise binmeseler diye. Böylece daha çok çalışabileceksin onlarla. Bir alt kattaki bölümde çalışan kadın yemek siparişinde çok iyi. Bütün yorumlardan haberdar. Hemen bir kısa mesaj… Sana da yemek gönderir eğer kendine de isteyecekse. Geçen gün yanlış odaya sipariş etmiş ama bu sefer yeni odayı tarif etmekte fayda var. Malum, birkaç aydır görmüyorsun onu da. O kadar işin gücün arasında nasıl alt kata ineceksin ki? Zor iş…

Bir saat sonra…

Yemeğini getirmişler zor bela. Alışık olmayınca getiren adam da bulamamış odayı. Eskiden bu odadaki adam yemeği özel şirketten istemeye başlamış meğersem. Eve hiç gitmeyince yemek doğrudan oraya geliyormuş. Mantıklı diye geçiriyorsun içinden. Çocuğu var mıydı onun? Olsa ne fark eder ki çalışmak yine şart. Hem çalışmasa çocuğuna yeni çıkan telefonu nasıl alacak? Çocuk, “Baba ama bütün arkadaşlarımda var ben niye alamıyorum?” dediğinde ne cevap verecek? Sorgulamayı bırakıyorsun ve yemeğini yiyorsun. Bu sırada karşında yeni odana koydukları kocaman ekranı olan bir bilgisayar. Klavyesi de çok yeni. Yazdıkça yazasın geliyor. Yemeği bitirmeyi bekliyorsun. Kıyamıyorsun kirlenecek diye. Artık değerlin o sonuçta. Saat geç oluyor ama nasılsa araban var. Hemen gidersin eve işini bitirince. Hem şimdi o kadar işi eve götürmek, taşımak falan da zor. Burada yapar evde üzerinden geçersin. Hem ne olacak sabah nasıl olsa biraz daha geç kalkabileceksin. Araban yok mu? Patron boşu boşuna vermedi sana o arabayı. 

Bir yıl geçiyor. 

Geceleri iş dışında geçirdiğin çok gün olmamış. Patronun her türlü işi sana gönderiyor. Ne kadar iş o kadar güven değil mi? Çok yorulmuşsun artık. Yorgunluk demişsem, fiziksel yorgunluk. Hayatın bu akışkanlığı, macerası güç veriyor zaten o yorar mı? Artık şehir dışı gezilerine yurt dışı gezileri de eklemiş. Bütün sorumluluğu hissediyorsun omuzlarında. Senin bir amacın var sonuçta. Para kazanıyorsun. Hem para kazanmasan olmaz ki? Para olmadan daha büyük evi nasıl alacaksın? Geçen gün internette gördüğün ev mesela. Yatak odası hâlâ aklında değil mi? Geceleri işten döndükten sonra kim o odada yatmak istemez ki? Tamam salonu çok büyük değil ama salon kimin umurunda ki? Salonda oturan mı kaldı artık. Aaa tabi çalışma odasından bahsetmiyorum bile. Manzarası neydi öyle. Hafta sonlarında o çıkmaza düştüğünü sandığın belgeler içinde boğulurken seni rahatlatacak bir manzara olmadan ne yapacaksın? 

Bir ay sonra…

Şirketin aldığı son işten sonra her şey daha da yoğunlaşıyor. Önceki beğendiğin evden vazgeçmek zorunda kalıyorsun. Şirketin çok yakınında bir binada ev ilanı varmış adını yazdırdığın emlakçı haber veriyor. Ev sana uygun diyor. Anlatıyor da anlatıyor. Yetiştirmen gerekenler her saniye daha da artıyor. Kibarlığın ağır basıyor, dinliyorsun sabırla. Tamam diyorsun. Fotoğraflarını gördükten sonra sekreterine gerekli parayı havale ettiriyorsun. Zaten günlerdir eve gidememişsin. Eve taşınacağın gün eşyaları da ayarlamayı kafaya koymuşsun. Azıcık daha sık dişini diyorsun kendine. Belki maaşa zam yapar, terfi ettirirler. 

Artık akşam oldu, hava kararıyor. Bulutlar bile güneşi bizden saklıyor, güneş bile bizden kaçıyor. Elimizdekilere bir bakıyoruz. Duygular  sıfırlanmış, sorgulama zaten yok. Kararlar bizim adımıza çoktan verilmiş. Kullandığımız kelimeler, söylediklerimiz bile başkasının; biz biz değiliz artık. Dünyada yaşayan insanlardan “biri” değil, dünyada yaşayan insan olmuşuz günden güne. Biz değil, bir olmuşuz. Hava karardı artık. Güneş bitti. Bulutlar geliyor içini boşaltmaya. Her şey, herkes bize küsmüş. Yağmur yağıyor, camdan bakan yok.

A Review Of Series Finale : Sense8


The best episode of the series has been published just for the fans who loved it. It has been announced that the series has been canceled after two seasons has been published already. That was due to the economical feedback they ended up with as a result of the lack of unforeseen profit they made. However, for Netflix, couldn’t just leave it because of the millions of fans waiting for at least a finale. The finale was, therefore, the last reason bringing up the cast together to architect a two and a half hours long episode which answers all the questions in people’s mind, even in theirs. 

Sense8 is a science fiction fantasy Netflix original series which basically represents the lives of 8 different people from different genders and different races. Instead of normal human beings, it tells the story of 8 people who were born at the same time in different places with the same distinction of literally being a different kind of human called homo sensorium. These people are emotionally connected which includes experiencing the pain the others feel.  Series, takes place in many different cities, that are in different continents. The combination of these races gives the chance to get an idea about the cultures of these people. This gives an international feeling to the audience. 

Sense8 creates an atmosphere which makes you feel like you are in there with them and fighting against anyone that comes to you. The feeling of not being alone always makes you braver than you can ever be. All the complexity created has left in the end with all problems being unsolved. That gives an undeniable reason for the finale being such long which is about three times longer than a normal episode. Despite a normal episode which would take place in 8 different cities which are  Berlin, Chicago, London, Mexico City, Mumbai, Nairobi, San Francisco, and Seoul, in the finale, it has spread mostly over Europe. Including their long trips, mostly the most important city was Paris. The adventure and views during their journey were terrific. They gave the chance to see Paris in a visually terrific way. The international principle was even broader in this episode. 

         The extended end of the of the story I predict cost a lot of money. Apart from the rent, they paid for all these places, this episode even included a wedding at Eiffel Tower. The feeling the wedding gave you were very meaningful at that moment. Especially with the amazing reaction of Nomi’s mother, it was a great way to show the power of love which can bring everybody together under the same roof. It was not only for Nomi who was criticized by her sexual preference as a transgender but also for the people who were completely different being shown united. That was a great way of showing that nothing can prevent this unity that brings people together especially these days. 

         The scene with the helicopter being exploded and everything is gone in a second gave the feeling that what you are watching is not a series but a movie but still it was bringing to an end that didn’t last in a second so it was completely satisfying.  The only problem was for sure not being able to watch the finale without splitting into two parts or so. It is far too long for a series like this. However, the scenes with a real desire of the cast make it much more appealing. As a result, it doesn’t really make you feel watching for that long but still long. 

         Their journey involving dances and adventure through train and car are both awesome and enjoyable. The ability of 8 people hearing the music the other’s listening gives a magical environment even for the normal people they are with can experience. This music preference on the background is definitely a great choice that puts you that mood. Also, the costumes are the main attractive choices in the finale, especially the dresses they wore at the wedding is very impressive. It makes the audience to feel that magical and luxurious environment on Eiffel Tower.

The series’ finale is a great combination of events that ironically fighting with the racism and people’s choices in their sexual life. It creates an atmosphere that is protected. The great acting performance is present with the amazing photography quality which must be perfect for a science fiction series like this. The choice of different nationalities brings more people together at the end which is even more even for the representation of unity. 

AGE MODIFICATIONS FOR AGES OF STABILITY

AGE MODIFICATIONS FOR AGES OF STABILITY

Nowadays, many people claim that due to the increase of average age in human population, the age that people retire must be increased. Apart from the possible opposing ideas that probably most of the people would like to say, for the benefit of community and government; it should be applied to laws. That is because of the people who will retire not having any real reasons to retire but their age that exceeds the limit.  In my way of thinking, it is the only way of getting rid of the problems that we might come across as a result of the developed health opportunities presented to us in this century. 

First of all, the most important factor that brings us to the point where we discuss the increase in the length of people’s life is a consequence of technology that develops science and health care. This factor eliminates most of the possible problems that might happen to the people who are at the retiring age. Unlike the people’s wish to stop working and spending money which is a result of years of work; health comes first when we consider the money presented by the governments. One of the most important reasons that makes people retire is them being tired and sick as a result of their age. However, since it is now given at the highest quality to all people, considering the big and developed countries, it can’t be stated as a reason to retire. 

Secondly, one of the most important of the discussion is the communities and government’s benefit which actually result in the beneficence of that person. When we talk about a government to benefit and develop, it first comes to the money problem. That comes as one of the biggest and most important problems in today’s century. That is a huge problem in many countries due to the governments despair of what to do with old people who have retired. That is because of the fact that government pays a lot of money for old people which they don’t get back enough of them from the young people which brings up an inequality in the economical status of these countries. That pushes governments to a difficult point. For that reason, the age limit must be exceeded. 

Thirdly, the profit of government is also very much connected to the person’s own rights of having a job and earning money. This is an important point when we discuss the jobs which are doable by older generations that an old person can do such as babysitting their own grandchildren which removes the possible simple jobs that younger generations might have. This result in the jobs that doesn’t require any university diploma or specified education being chosen by old one’s them instead of the people who are not getting any money from government. This problem of old people taking job opportunities from young people’s hand proves necessity of increasing retiring age. This will give the old people the obligation to work more years. 

To sum up all, since for today’s older generations which are able to do many things than it used to be in the past as a result of the developed conditions and technology in science, it can  modify some rules which if not changed can destroy many social rules and economic status. This can both be stated for the benefit of the community and the government but still ending up with the individual beneficence. 

Buy More, Save Big, Have It All

Buy More, Save Big, Have It All

In our current society, it is very common to buy what is more popular and expensive. For most of the people in the world, it is a better preference to buy the expensive one with a discount rather than buying the same product of the same quality which is far cheaper than the other one. For this purpose of catching the expensive products, that makes them wait for the suitable time of the discount seasons or times. 

Additionally, even if these people don’t need anything, they always tend to buy what is on sale or which product’s coupon they have even if they don’t even have a connection with. This idea of pushing the buyer to buy more as a result of the rewards such as coupons given or discounts, sales that are present at that time. This example of positive reinforcement is a type of operant conditioning in which consumers are rewarded for buying a product or service.[1]That was the reason why I chose the slogan ‘Buy More, Save Big, Have It All’, it was a way of showing how interested the people are in buying things for much more amounts which will cost them less money. That might even result in having too much irrelevant stuff at home because of the urge comes to you when you come across with a single slogan or message that gives the information about the pricecutting. Furthermore, sometimes when you see a product that is on sale at that company, you tend to buy it without comparing the other products and prices. Exaggerated prices with a current price end which has been cut by the discounts applied can even be the case. In this example, there is always a group of people who haven’t done the market research to see the current pricing of the product. That fact also proves that people in the twenty-first century have the tendency to buy the product with discount. 

When we see the slogans such as ‘buy 3 get 1 free’ or ‘limited offers’ we push ourselves much more into buying something for have been benefited from the discounts. These slogans are in most of the products whose sellers sell and calculate their benefit from it which will be done in several times a year mostly. The customer behavior is a very important point in that sector because of this reason. The owner of the company or the seller who knows about the usual customer behavior to buy the products which are on sale; and the seller who follows the current market pricing of a product makes his pricing accordingly in a way he won’t have a loss.

This human behavior of tendency to buy the products at a specific status might result in some social effects on the way they live. As an example of a good result, there are the people who benefit from the lower prices which will be supporting the family economy. This will make more people experience a high welfare status. Hence it is a way of developing the country/world when its socio-economic status of the country is taken account. On the other hand, it has negative effects such as fraud which happens by the formation of the substructure of the marketing sector to be competitive. That is because it becomes usual to sell some products for higher prices by the change of the amount inside of the package. Also, this negative effect includes, for some people only, the change of the economic status of smaller companies as a result of the people buying the products of the more expensive brands but not the cheaper ones when there is a discount at the price. 

To sum up all, there is the positive reinforcement of the coupons and discounts at the products price. This leads people to buy the products that have a different price than it used to be. These changes in prices shown by some slogans which aim people buy more have effects in society. This includes social but mostly economic consequences such as wealth, fraud and weakening of small brands. Apart from that, it doesn’t have a huge effect on how people live but more like how people shape their preferences of product brands which makes some brands even more richer.


[

The Good of Community for Individuals

A community consists of individuals and are being shaped by the way they act in their personal and business life. The quality of a society depends on how the individuals take part efficiently. Additionally, the way they contribute to society as individuals has a direct correlation with the way they are benefiting from it. If people work for the community, community works for them. In either ways community benefits from the community itself. However, when there is only the presence of individuals who live for themselves without making any good to the community has nothing to get back like the others. That makes it clear that, without a good community, individual goods doesn’t make a real change in the result. 

Individuals, as being a part of a big piece, exist in a way that is apart from the rest of the piece. When individuals are being encouraged to do the best in a perfect way, they tend to become perfect, which aims to do the perfect job. This results in many individuals with perfect products produced by them. The only aim for their life becomes being perfect individuals that make the best for themselves but not for anyone else. Unlike the limited perfectly ambitious successful people there will be the people that live according to the rules of the community without a strict base. These people make a division formed between different classes of people that will be awarded according to their effort. Apart from that, there will also be the problematic people, which most of the time find some things to do just for the purpose of keeping up with your life without any specialized ambitions or plans. When we think of the good of individuals they are most of the time with the freedom of activities they are wishing to accomplish. They have the freedom to talk, think, believe and choose. That may sometimes include choosing the class you are in by working so hard or just a religion. This may seem to be the best for a community to exist by giving them what they want but in some case they might end up with the worst. Freedom gives a chance for good but also the chance to change your life or to change the whole system which results in an economic, political or social catastrophe. So that for the individual to benefit and improve itself in long term it is necessary to take more of groups and the community leading into account.

On the other hand, community is people and therefore people are there for people. Even at the beginning of the concept, it is obvious that there is a more likely process to take place to develop a new structure when there are many people working for other people to come to that point. This means not only developing how the individuals behave and improve themselves but also how do they affect the others and their improvements. Thinking of community goods bring stability and rule-based strict structure for the people who are a part. Everybody has to be almost the same when it comes to into practice. That is the main reason why people are being suppressed for what they do, believe and say. For keeping the stabilized pursue their process well-planned without any potential threats such as a political problem which comes from individual thoughts. For people living what they want in the future, there might be a limitation but that also creates a limitation for the ones that are trying to take his/her place. Everybody lives under the same rules and needs. They exist for a reason, to live, do their job and involved in the process of carrying through the needs of the community. In this way, they have no problem with their own issues since it will be solved by the system itself. 

When we think of the rights of a human, in every community there will be the right to think or question but it is important if they go deep inside to it and use it for a purpose. If people don’t have the tendency to question how the government or leaders of the society governs it there won’t be any problems with government looking at your personal information or messages. However, the power of the people who have the right to see everything about you has a chance to eliminate possible problems that might be the case in the following years.  When people know that they are under somebody’s control and investigation of what you’re doing, that changes as a result of observing effect. This can decrease many crimes that can be committed. However, in the case of freedom of speech and personal information to been kept secret there can’t be a way to become angry at the government about the crimes because it is because they won’t have the right to decrease it because of the laws. Additionally, what this is done by the top institutions and leaders of the world it becomes an important issue such as in the example of NSA surveillance. 

To sum up all, for security, community development and stability which is necessary for people to live with peace it is necessary to think the communities benefits before the individuals. Apart from the basic rights we have today, there is no real way to develop completely with being so-called respectful to different thoughts, it is much better to be having the same ideas in our mind but really living respectful to each other. For the good of living, community should exist whether it is under the system we have today which we accept to be the right or not but just in a way that provides stabilized order. As the community develops, as people benefit from other people, individuals win if they have different criteria’s for living. Stability brings peace which brings happiness.

THE PEARL

The book I read during the summer holiday as an homework was ‘The Pearl’ which is written by John Steinbeck. The Pearl is a novel which has been published in 1947. The copy of the novel that I read was 89 pages and it has been published by Penguin Books. ‘The Pearl’ is a novel which gives a good lesson to its readers and it shows how horrible can it be to be rich.
‘The Pearl’ is about a poor family which loves their child, Coyotito, so much. Juana and Kino are parents of Coyotito who was stung by a scorpion. After the thing that happened to their child, they went to doctor, although because of their poorness and their race, the doctor didn’t accepted to cure him. As a real responsible parents, Kino and Juana put their whole effort on finding a pearl for pay the money to the doctor to cure Coyotito. They found the pearl but having the pearl didn’t help them at all. All the time they had with that pearl, they learned that money sometimes won’t be as good as it looks like from outside. The Pearl was the worst thing they had in their life. Unfortunately, they hadn’t got something to do but to get rid of the pearl.
When we look at the novel from another window, we can say that there are many things to say about the literature in the novel. Firstly, whole novel is written in the type of omniscient author. So that, author talkes about characters thoughts and feelings, which actually reader and the other characters in the novel can’t know and see on their own. Also, as another important point in the novel is descriptions. There are many descriptions in the novel. Sometimes, especially in the beginning of the novel, there are more decriptions than events. However, despite the normal facts about descriptive paragraphs in the books, these paragraphs in the novel are not boring. The book is very short and also very fluent. So that, this fluency makes the novel attractive.
Furthermore, there are some more points to add about the novel. For example, the author is amazing about criticizing every single person in the world. This faultfinding can be because of the fact of being rich and its effects. I don’t have a lot of information about the attitude of the people in 20th century but when we consider that those years were also developed years and the people care money. So that,we can say that it is quite similar to the days I live. And the only truth I know about the money is, how money makes people spoilt and competitive. So that there is a very obvious thing to say: Money doesn’t make the people better, even worse. That’s why John Steinbeck, showed us that fact really sharply. There was the real face of the both sides of the humanity, poor and rich; although there wasn’t a big difference to talk about.
All the things considered, we can say that the novel of John Steinbeck: The Pearl is a good way to show people how they are in reality, as a tool of mirror. This fluent novel shows us many other things about the real life, even if we see or not. In my opinion, it is a novel which worths reading. I definetely recommend everybody to read.

NOTRE DAME’IN KAMBURU

Yaklaşık bir ay boyunca uzun uzadıya okuduğum ve sindire sindire her sayfasının üzerinden geçtiğim, çok derin etki bırakan bir kitap olan ‘Notre Dame’in Kamburu’, ülkemiz için bir hayli değerli olan ve içinde ‘Gurur ve Önyargı’, ‘Romeo ve Juliet’ gibi eserlerin de bulunduğu ‘Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi’nin bir parçasıdır. Romanın yazarı Victor Hugo olup, araştırmalarım üzerine öğrendiğim kadarıyla, sadece bir kitap yazmış olmak ve topluma bazı gerçekleri göstermek amacıyla yazılmış olmayıp bunların yanı sıra çok özel bir amaca daha yönelik yazılmış bir kitaptır. ‘Notre Dame’in Kamburu’ 19. yüzyılda geçmekte olup o dönemlerde yıkılması planlanan ve bunun tek nedeni bakımsızlığı olan güzel katedral Notre Dame’i korumaya çalışmak ve yeniletmek için insanların dikkatini çekmeyi amaç edinerek atılan bir adımdır.

‘Notre Dame’in Kamburu’ benim okuma imkânı bulduğum İş Bankası Yayınlarında yaklaşık 550 sayfa olup gerek olay anlatımları gerekse sayfalarca betimlemelerle okurlarına o dönemi yaşatmak için uygun ortam ve koşulları sağlayan bir kitaptır. Ancak kitapta çok yoğun betimlemeler oluşu, özellikle de kitabın başlarına doğru yapılan, bölümlerce giden şehir ve yer tasvirleri Paris’i çok fazla bilmeyen veya kültür hakkında yeterince bilgi sahibi olmayan bir okuyucu için fazla sıkıcı ve karmaşık olabiliyor. Örneğin iki tane aynı şehirde yaşayan insan düşünün, bu iki kişi birbirleri arasında sizin bilmediğiniz bir bölge hakkında oranın yerlileri olarak konuşurlarsa ve birbirlerine bir yerin tarifini yaparlarsa anlayamazsınız değil mi? İşte kitabın bazı bölümlerinde okurun hissettiği bu olabiliyor. Yine de okura sağladığı kültür bilgisi ve fazladan konulmuş, görüş içeren pencereler de farklı açılardan bakmayı sağlıyor. Ayrıca bu şekilde verdiği üstü yarı kapalı bilgilerle okuyucuya bazı şeyleri görmesini mecbur kılıyor. Örneğin kitabın ilk sayfalarında Paris’te geçen şenlik süresince çalışan insanların şenlik alanına belki gelmiyor olması beklenirken romanda öyle bir yazılıyor ki okuyucu bunun böyle olmadığını, herkesin o anda şenliklerde olduğunu ve işlerini bırakmaya müsait belki de başka bir deyişle vurdumduymaz olduklarını anlatmaya çalışıyor, ki belki de kitabın yazılış amacı düşünüldüğünde bunun çok da mantıklı bir nokta olduğunu ve üzerinde durulmaya değer olduğunu anlamak mümkün.

Victor Hugo, bütün bunları yaparken romanında ve belki de diğer romanlarından da aynı şekilde kullandığı bazı sıra dışı anlatım tarzıyla boy gösteriyor. Örneğin, roman boyunca ve neredeyse her bölümde karşımıza çıkan, yazarın olay anlatımları veya belki betimlemeler sırasında araya girerek okuyucuyla ve kendisiyle konuşur tarzda yazması, günümüze, insanlara ve bazen de zarar görmüş yapılara sitemleri var. Aynı şekilde, anlatım tarzlarını güçlendirmek için kullandığı başka bir yöntem de betimlemelerinde kişilere ve yerlere sanki kodlama yapmış gibi kaleme alıp onu zamanla okuyucu ile arasında sır tutuyormuş gibi, karşısındaki kişinin onun dediklerini anladığını varsayarak anlatması söz konusu. Tabii ki bunu yaparken kullandığı ve sonuna kadar yaşattığı, yorumlarıyla zenginleştirdiği ilahi bakış açısı yer alıyor ve bunu çok baskın bir şekilde tüm roman boyunca devam ettiriyor. Hakim bakış açısına ek olarak, gerek yazarın karakteri olduğunu tahmin ettiğimden gerekse kitabın kurgusu için gerekli olduğundan detaylar ince ince düşünülüp işlenmiş, okuyucuya olay anlatılır, onunla konuşulur gibi yazılmış ve sonrasında kendisiyle konuşur gibi okuyucu bunu anlayabilir veya anlayamaz şeklinde belirtir. Eğer ki yazar okuyucunun bunu anlayamayacağını düşünüyorsa bunu da yazarak bunu daha da detaylı açıklar. Aynı şekilde, bu detaylandırma kişi betimlemelerinde de söz konusu ve bunu yaparken kişinin geçmişinden, karakterinden ve başka akla gelebilecek her özelliğinden bahsederek kişiyi tanıtıyor.

Yazarın, okuyucuyla bu söz konusu konuşmaları sırasında, okuyucu bazı şeyleri daha iyi anlasın diye ‘böyle düşünün, şöyle varsayın, canlandırın’ gibi ifadelere yer veriyor. Aynı şekilde yazar, romanında sürekli kullandığı iki zaman arasında, yani geçmiş ve bugünü arasında yaptığı geliş gidişlerle okuyucunun zaman kavramını daha iyi özümsemesine ve farklılıkları daha iyi anlamasına yardımcı oluyor. Bunların yanı sıra, roman boyunca karakterler herhangi iyi veya kötü bir şey yaptıklarında, okuyucunun bunu anlayışla karşılaması veya tam tersi olumsuz bakması ve yazarın düşündüğü gibi düşünmesini sağlamak için araya girerek bize durumu anlatmaya çalışıyor. Bunu yaparken de ‘Hiçbir şey insana …’ gibi ifadeler kullanıyor. Ayrıca bunu bazen de bizim anlayamayacağımızı veya bize garip geleceğini düşündüğü şeyler için yapıyor.

Victor Hugo, bunların yanı sıra, ileri görüşlülük özelliğini de gözler önüne serdiği Notre Dame’in Kamburu’nda geçmiş ve gününü yoğurarak tahmin ettiği yani başka bir deyişle geleceği gördüğü zamanlar var; ki tahminlerinden bazılarını şu anda da yaşıyoruz. Örneğin; Paris ileride evlerin ortasında kaybolup gidecek derken günümüz için neredeyse 200 yıl önce yapılmış bir nokta atışı yapabiliyordu.

Paris şehrinde geçen bu güzel romanın bazı bölümlerinde yazar öyle bir tasvir yapıyor ki, okuyan kişi heyecanlanıyor ve belki de benim gibi Paris’i görmek hayallerinin içinde buluyor kendisini. Paris betimlemeleri olsun, önemli günler, terimler ve Fransızca’da kullanılan sözcükler ve dahası… Bunların hepsi anlatılırken sözcüğün orijinali kullanılıyor ve gerekiyorsa altına açıklaması yapılıyor ki bu da okuru bilgilendirmek ve aynı zamanda kitabın büyüsünü korumada yardımcı oluyor. Üstelik bunlara ek olarak bu açıklamalar sadece kelimler için kullanılmıyor ve bu ek paragraflar, kültür ve tarih hakkında açıklama yapıp bilgi vermek için de kullanılıyor. Bu paragraf düzeninin güzelliği bununla kalmıyor ve uzun uzun, birçok paragraftan oluşan konuları özetleyen paragraflar, konunun pekiştirilmesini veya arada, bir bölümünü unutmuş bir kişin hatırlamasını sağlıyor.

Yazarın okuyucuyla konuşması, daha önce de belirttiğim gibi roman boyunca devam etmekle birlikte bazen de bu konuşmalar izin alma şeklinde olabiliyor ki bu da roman ayrı bir hava ve hoşluk katarak onu zenginleştiriyor. Romanımızın birbirinden hoş paragrafları sürekli örneklerle ve açıklamalar zengin hale getiriliyor ki bu örneklerden biri de biz Türklerden veriliyor.

Romana genel olarak baktığımızda bu özellikler romanın yapı taşı diyebiliriz ki bu da romanı çok güzel ve okumaya değer sıfatıyla derecelendirmeye elverişli yapmak için yeterli oluyor. Ancak bütün romanın bu güzellikleri küçük de olsa yetersizlik nedeniyle bir hayal kırıklığıyla sonlanıyor. En son sayfalara gelindiğinde ise yazar daha aralarda olan karakterlerin hayatlarının ve son durumunun bir paragraf kısalığında özetini yaparak, uzun paragraflara alışmış ve yazı stiline aşık okur kitlesini hayal kırıklığına uğratıyor. Her ne olursa olsun, kitabın geneline bakıldığındaysa kesinlikle etkileyici ve okumaya değer sıfatının basit kalacağını söylemeden edemeyeceğimi belirtmem gerekir.

İNSANOĞLU NELERİ KAYBETTİ?

Günümüzde her insan bir ben olmaktan çıkıyor. Benlikleri bir sana, bana, ona, buna dönüşüyor. Dünya her geçen gün insanlar için yaşanabilir bir yer olmaktan bir tık daha uzaklaşıyor, yeni bir insanını kaybediyor. Listesinden çıkardığı her bir insan, lisan, nisan bir sonraki gün doğacak güneşi bulutlar ardına atıyor sanki. Peki ya yaşanabilir bir yer olmaktan uzaklaşan bu ayağımızı bastığımız toprak, baktığımız güneş, soluduğumuz havasıyla dünyanın insana kaybettirdikleri, daha doğrusu biz insanların kendimizi yok etmeyi bile göze alarak birbirimizi her gün biraz daha dibe soktuğumuz, diğerimizin oksijenini, ışığını, toprağını çaldığımız bu günlerde bizim kaybettiklerimiz neler?

Bir gün sabah uyandık. Saat 6. Güne başlamanın verdiği uyku dolu, aralarına yaşama sevinci ve bir tutam sevgi serpilen bir gün, camdan sızıp gözümüzün içine içine girmek için direnen güneşimize ‘’Merhaba, hoş geldin; sayende gün yine aydın oldu!’’ diyoruz. Önceki günden kalmış iş, hayat, okul  ve yaşam yorgunluğumuzu sırtımızda bir fazlalık gibi taşıyoruz, sanki hepsinin devrilmesi bizim bir küçük hareketimize bağlı gibi. ‘’Biraz sağa, biraz sola heh oldu, sonunda senden kurtuldum.’’ diyeceğimiz günü sanki hazır bekliyoruz. Çevremizdeki insanların baskıları zaten her dakika üzerimizde, onu taşımak alışkanlık olmuş, fazla gibi gelmiyor artık. Yaptığımız her şey birbirine girmiş. Düşüncelerimiz, kelimelerimiz, cümlelerimiz, zaman, gün, her şey, her şey birbirine karışmış gibi.Bir şeyler yapıyoruz, belki yaptığımız şeylerin uzmanıyız, en iyisiyiz ama ne yaptığımızı bilmiyoruz. Monoton bir hayat bile kafamızı karıştırır olmuş bu hayatta, daha ne olsun?

Bir şeyler yapıyoruz, bir karar alıyoruz, hareket ediyoruz ve yaşıyoruz ama neye, nereye kadar, nasıl? Bu karmaşanın, iç içe geçmişliğin olduğu bir yerde sonunu görmeyi bırak düşünemiyoruz daha, düşünmeyi unutmuşuz. İnsan düşünmeyi unutur mu ki? Yaptığımız hiçbir şeyi düşünmüyorsak  ne hissediyoruz biz? Bir insan düşünmediği bir şey için mutlu olur mu, üzülür veya kızar mı? Peki en başta bunları  yapmayan  insan için öfke, pişmanlık, aşk; bu duygular  çok mu büyük beklenti olur.

Duygusuz, itaatkar, her şeyi kabul eden biri olmuşuz. Biri dediysem biz diye bir şey olduğu için değil ama. İnsanoğlu bir olmuş, birimizin diğerinden farkı yok ki. Bir insanın yediği içtiği, duyduğu, gördüğü, bildiği düşündüğü aynı olursa onun farklı yanımı olur ki? Herkes aynı şeyi kabul ediyorsa kavga  mı olur, eee kavga olmazsa gerçekler nasıl kendini, doğruyu bulur. Ama sorgulamayan olmazsa gerçek denen şey yalnız bir tane olmaz mı? Peki soruyorum size, neyin tek bir doğrusu vardır bu dünyada.

Artık akşam oldu, hava kararıyor.  Bulutlar bile güneşi  bizden saklıyor, güneş bile bizden kaçıyor. Elimizdekilere bir bakıyoruz. Duygular  sıfırlanmış, sorgulama zaten yok,kararlar bizim adımıza çoktan verilmiş, kullandığımız kelimeler, söylediğimiz  bile başkasının;  biz biz  değiliz artık.  Dünyada yaşayan insanlardan biri değil, dünyada yaşayan insan olmuşuz günden güne. Hava  karadı artık. Güneş bitti. Bulutlar geliyor içini boşaltmaya. Her şey, herkes bize küsmüş. Yağmur yağıyor, camdan bakan yok.

AK KADAR AL BAYRAĞIMIZ

Kırmızının beyazdan, beyazın da kırmızıdan çok yakıştığı bir renk var mı acaba ?  O masumiyet, hürriyet ve bağımsızlık duygusunu her bir araya geldiğinde  daha çok hissettiren daha  çok yaşatan ne var ki?

Bayrak her ülkenin simgesiyse beyaz ve kırmızı da bir o kadar bizim simgemizdir. Bayrağımızdaki o al rengi kanın kırmızısını, o her nokta kan kırmızısı da şehitlerimizin vatan sevgisinin açtığı yaralardan akan kanı temsil eder. Kırmızının en sıcak  renk olduğunu düşünürsek, şehitlerimizin damarlarından akmış, vücudundan süzülerek  vatan toprağına damlayan her kan damlası, toprağı delerek  vatanın en  derinlerine  kendi izini bırakmıştır. Kırmızının verdiği hareketlilik, dinamizm, çoşku, azim ve kararlılıksa; şehitlerimizin, Türk kadın ve çocuklarımızın gösterdiği çabanın sembolüdür. Bayrağımızı bir bütün yapan, hilal biçiminde incecik uzanan ay ve güneş gibi bizi aydınlatan, ışığımız, yıldızımızdır.Bu bayrağımızı bayrak, bizi biz yapan ince, zarif dokunuş anlamını gece yarısı kanın üzerine güneş gibi ışık tutup yansımasından  almıştır.Şehitlerimizden akan her damla kanın temizliğini, berraklığını, saflığını temsil eder.

Vatanı bayraksa, bizi kırmızı beyaz temsil eder.

ARKADAŞ

Arkadaş, kardeş, dost olabilmek. Güvenini, sıcaklığını, başını her zaman yaslayabileceği mi bildiğin bir omuzdur.

Arkadaş, varlığında dünyaların senin olduğunu hissettiğin, canın sı kıldığında çekinmeden, güvenip herseyini anlatabildiğin, konuşup tartısabildiğin, sevinci ve üzüntüyü de beraber yaşadığın kişidir. Ne kadar tartısırsanız tartışın sonunda sarılıp barışacağınızı sonra da niye kavga edip zaman kaybettiğinizi düşüneceğinizi’  bilip önceden bir tarafın barıştığı ve hep Mutlu sonla biten masal gibidir. Ne zaman ihtiyacın olursa olsun Yanına gittiğinde varlığının seni tekrar tekrar mutlu ettiği ailendir , canındır. Özgürlüğün, hayat yaşamak ve ayakta durmak için sahip olduğun kanat. Kendisi korumak ve Savunmak için kullandığın pençe ve mutluluğunu her aynaya baktığında daha da arttıran tatlı bir gamzedir arkadaş.

Kardeş her zaman arkadaş olmayabilir ama arkadaş her zaman kardeştir.